
Profesyonellik Duygusuzluk mudur?
Bilinçli İş İnsanları’nın bu bölümünde, üzerine çok düşündüğüm, yazıp çizdiğim bir konuyu konuştuk: Profesyonellik duygusuzluk mudur?
“Profesyonel” deyince aklımıza kim geliyor?
Tek takım elbise; hiçbir şeyden etkilenmeyen, insanlarla ilişkisini kolayca kesebilen, “bu profesyonel hayat” deyip işini bir zırh gibi kullanan biri. Biraz robotik; Matrix’teki ajanlar gibi. Üstelik bu hâl çoğu zaman bir güç gibi pazarlanıyor: hiçbir şeyi kişisel almayan, yalnızca mantıkla karar veren biri.
Oysa çizilen bu prototip mümkün değil. Duygularımızı bir katalogdan seçer gibi ayıklayamayız. İş hayatını, özel hayatı, aile hayatını bıçak gibi ayrı kutulara koyup tek tek yönetemeyiz; Sims oynamıyoruz. Üstelik “profesyonel olalım” demenin arkasında bile çoğu zaman bir duygu vardır: bir korku ya da bir çekince.
Duyguların da bir hiyerarşisi var
Ağlayan birine “çok duygusal” deriz; öfkelenen birine ise “çok öfkeli”. Çünkü duyguların da bir hiyerarşisi var ve toplum bazılarını daha kolay kabul ediyor. Bizim iş dünyamızda öfke kabul gören bir duygu: Toplantıda bağıran kişi yine de “çok profesyonel” anılabiliyor, gözleri dolan kişi ise “duygusal”.
Danışan görüşmelerinde sık karşılaşılan bir örnek de bu: Kadınların öfkesi toplumda kolay kabul görmediği için öfkenin yerini bazen üzüntü alıyor. Bu yüzden kendimize şunu sormaya değer: Ben gerçekten bunu mu hissediyorum, yoksa bu duygu bana atandı mı?
Hissetmek başka, duyguyla ne yapacağını seçmek başka
Duygusal dayanıklılık, ne olursa olsun etkilenmemek için zırh kuşanmak değil. Duyguyu hissetmekle o duyguyla ne yapacağımız arasında büyük bir fark var. “Üzülmedim, acımadı” demek yerine “Üzüldüm” diyebilmek; sonra o üzüntüyle ne yapacağını seçebilmek: Toplantıdan sonra bir kahve alıp biraz uzaklara bakmak ya da ekibe beş dakika ara verip bir nefes almak.
Öfkelendik diye bağırmak zorunda değiliz; ama öfkelenmediğimizi iddia etmek de çözüm değil. Bu seçim gücü her zaman bizde. Brené Brown’ın da yıllardır anlattığı gibi, asıl mesele kalbini açtığın alanda, korkuna ve öfkene rağmen kendini sağlıklı ve temiz bir şekilde ifade edebilmek.
Asıl profesyonellik
Bence asıl profesyonellik, en çok korktuğun duygunun içinde bile kalabilmektir. O duygunun sana ne anlattığını, seni neyden korumaya çalıştığını keşfettikçe acı azalıyor, duygu daha yönetilebilir hâle geliyor.
Kendini tanıyan bir profesyonel şunu öngörebilir: “Kahvaltı etmeden evden çıkıp trafiğe takılırsam sinirleneceğim; yarım saat ayırıp kendimi toparlayayım.” Kendi duygularına vakıf olan bir lider, başkalarının duygularına da alan açabilir ve bağ kurabilir. İlişki kurmak da ancak duygularla mümkün.
Duygulara demokratik bakmak
Bölümün özeti belki de buydu: Duygularımıza demokratik bakmak. Onları iyi ve kötü diye ayırmak yerine bazılarının yalnızca daha zorlayıcı olduğunu kabul etmek. Ters Yüz filmindeki gibi, tiksinti bile bizi korumak için var.
Zorlayıcı duygulara alan açtıkça olgunlaşıyor, büyüyor ve başkalarına daha iyi hizmet edebiliyoruz. Çünkü bizi ayakta tutan ne en güçlü ne de en zeki olmamız; birbirimizle ilişki kurabilmemiz.
Bir not: Gündelik hayatı aksatacak düzeyde kaygı, üzüntü ya da depresif bir hâlden söz ediyorsak, bu bir uzmanla çalışmayı gerektirir. Burada konuştuklarımız bu uç durumlar değil.
Sohbetin tamamını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Duygusal dayanıklılığı ekibinizle ya da kendi gelişim yolculuğunuz için konuşmak ister misiniz?

YAZAR
Azer Karabıyık
Kariyer Geçiş Koçu PCC, ACPC, ORSC
Tüm yazılar →







